“Frank Baum”un Oz Büyücüsü’nde Dorothy, Batının Kötü Cadısı’nı yendiğinde hikâyeyi sadece onun gözüyle gördük. Ya karşı taraftaki esrarengiz cadı? O nereden çıkmıştı? Neden bu kadar kötüydü? Daha doğrusu kötü müydü? Peki ya kötülük nedir?

Gregory Maguire’ın yarattığı dünya öyle canlı ve zengin ki Oz artık o çocuk filminde seyrettiğimiz Oz değil. Hayvanlar sadece konuşmuyorlar, birinci sınıf vatandaşlık hakları için mücadele ediyorlar. Munchkindlandliler orta sınıf konforuna kavuşmaya can atmaktalar. Teneke Adam’ın astığı astık kestiği kestik. Büyüdüğünde Batı’yı şerriyle titreten, küçük yeşil kız çocuğu Elfaba; zeki, sinirli, hayatı boyunca yanlış anlaşılmaya mahkum bir yaratık. İyinin ve kötünün doğaları hakkında içimize nakşolmuş tüm önyargılara meydan okuyor.

Lanetli, Nazi Almanyası’ndan Nixon Amerikası’na kadar her şeyi taşlayan muhteşem bir alegori. Hakkında çok şey söylenebilir; insanı yerinden oynatan bir kara mizah, edebi bir şölen, iyi ve kötü üzerine derin bir felsefi çalışma, Oz’un gizli kalmış tarihi. İnsan her ayrıntıdan zevk alıyor ve Elfaba’yı anlamaktan, ona hayranlık duymaktan kendini alamıyor. Maguire’ın “anlaşılmayan cani” karakterindeki başarısına diyecek yok…